İş Kültür Kitaplarıyla Bahara Merhaba

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ilkbaharı, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi ve Modern Klasikler Dizisi, 21. Yüzyıl Kitaplığı, Kılavuz, İnceleme-Araştırma ve Çocuk kategorilerinin yeni kitaplarıyla karşılıyor.

Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi

 

BİR ÇİÇEKLE – BİR MEKTUPLA – BÜTÜN ŞİİRLERİ-I (1850-1862)

Emily Dickinson

İngilizce Aslından Çeviren: Fahri Öz

XIX. yüzyıl Amerikan edebiyatının önde gelen şairlerinden Emily Dickinson’ın bütün şiirleri Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde 3 cilt hâlinde okuyucularla buluşacak. Dickinson’ın 1850-1862 yıllarında yazılan şiirlerin yer aldığı birinci cilt, Bir Çiçekle – Bir Mektupla adını taşıyor.

Eşsiz bir üslup parlaklığına sahip lirik bir sanatçı olan Emily Dickinson, yaşamı boyunca 1800’e yakın şiir yazmış, fakat hayattayken bunların sadece 10’u yayımlanmıştır. Şiir ve dilbilgisinin alışılagelmiş kurallarını özgürce hiçe sayan Dickinson eserlerinin içeriğinde de son derece cesur ve özgündür. Şair yirmili yaşlarından itibaren münzevi bir hayat sürmeye başlamıştır. Şiirlerinin çoğunda terk edilmişlik vehminin yol açtığı yalnızlık duygusunu reddetme veya üzerinde düşünme çabası görülür.

Şiirleri ölümünden sonra pek çok kez çeşitli derlemeler hâlinde basılmış, bütün şiirleri ilk kez 1955 yılında yayımlanmıştır. Bütün şiirlerinin özgün hâlini içeren bir edisyon 1999 yılında R. W. Franklin tarafından hazırlanmış, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nden çıkan eserin çevirisinde de bu edisyon kullanılmıştır.

Modern Klasikler Dizisi

 

GEÇİŞ   

Nella Larsen

İngilizce Aslından Çeviren: Filiz Çakır

Nella Larsen, Geçiş adlı romanında, ABD’de ırksal saflık arzusunun dayatıldığı 20. yüzyıl başlarında ırksal kimliğin karmaşıklığını ele alır. “Geçiş”, ten renginden siyahi kanı taşıdığı belli olmayanların, karma kökenlerini gizleyerek beyaz gibi davranmaları ve “ırksal sınırı” aşmaları anlamına gelir.

Larsen, 1920’li ve 1930’lu yıllarda, New York’un Harlem bölgesinde ortaya çıkan; Afro-Amerikalıların edebiyat, müzik, sanat ve düşünce alanlarında kimliklerini güçlü bir biçimde ifade ettikleri kültürel uyanış hareketi Harlem Rönesansı’nın geleneklerini ve iddialarını da hicveder. Geçiş bugün akademik hayatta Afro-Amerikan çalışmaları ve kadın araştırmaları programlarının müfredatlarında yer alan bir yapıt haline gelmiştir.

Romanın bazı siyahi karakterleri kimi kolaylıklar; sözgelimi bir konser bileti alabilmek ya da bir restoranda yemek yiyebilmek için “geçer”; ancak bir yandan da siyahiler arasında yaşayıp ırksal kimliklerini kucaklarlar. Kimisi de beyazların arasında beyaz gibi yaşar ve köklerini bütünüyle reddeder ve gizler. Romanın ana karakterlerinden Clare, açık teni sayesinde ırkçı ve zengin bir beyazla evlenerek, beyaz bir kadın olarak yaşamanınayrıcalıklarına ve servete kavuşmuş; bir yandan da ayrımcılıktan, dışlanmaktan ve ırksal şiddetten kurtulmuştur. Ancak bu durum ruhunda onulmaz yaralar açar.

21. Yüzyıl Kitaplığı

 

NE ÇOK EŞYA                

Chip Colwell 

Çeviren: Ayşe Müge Çavdar

Arkeolog Chip Colwell, insan türünün nesnelerle kurduğu ilişkinin derin tarihine iniyor. Eşyayı yalnızca tüketim başlığına sıkıştırmıyor; çünkü eşya aynı zamanda aidiyetin, ritüelin, statünün ve güvenliğin –kısacası anlamın– taşıyıcısıdır. Ancak modern toplumlarda bu ilişki, olağan bir hızlanmadan çok, kontrolden çıkmış bir çoğalmaya dönüşüyor. Fazlalık artık bir yan etki değil, sistemin işleyiş biçimi. Bunun bedeli plastik yığınlarında, çöp dağlarında, tükenen kaynaklarda ve giderek daralan bir gelecek ufkunda görünür hale geliyor.

Taş aletlerden inanç nesnelerine, koleksiyonculuktan reklamın incelikli iknalarına uzanan Ne Çok Eşya, çözüm reçetesi sunmuyor, minimalizm vaazı vermiyor. 21. yüzyılın ekolojik ve siyasal krizlerini, büyük kavramlarla değil, gündelik hayatın içine yerleşmiş fazlalık üzerinden okuyor. Maddi bolluğun ardında yatan dizginsiz tüketim ritmini görünür kılıyor. Çünkü mesele neye sahip olduğumuzdan çok, bu sahipliğin bizi nereye sürüklediğidir. “Daha fazla”sını durmaksızın üretmeden, anlamı nasıl kuracağımız sorusu ise en yakıcı sorulardan biri olarak önümüzde duruyor.

Kılavuz Dizisi

 

BESLENME        

David A. Bender 

Çeviren: Çiçek Öztek

Kılavuz dizisinin yeni kitabında akademisyen yazar David A. Bender beslenmeyi biyokimyasal yönden ele alarak neden bu kadar yemek yiyoruz sorusuna yanıtarıyor. Obezite sorununu çözme ve kilo vermeye dönük temel ilkelerin anlaşılmasıyla beraber, fiziksel aktivitenin ve egzersizin bu çerçevede üstlenebileceği rolü açıklığa kavuşturuyor. Bender, radikal diyetlerden uzak durmanın ve yiyeceklerle ilgili yer yer ortaya atılan cesur iddialar karşısında dikkatli olmanın önemini vurguluyor.

Kitapta enerji beslenmesi, protein beslenmesi, gerekli vitamin ve minerallerin alınması gibi temel ihtiyaçların yanında işlevsel gıdaların, süper gıdaların ve takviyelerin rolü açıklığa kavuşturuluyor. Aşırı beslenme ve yetersiz beslenme sorunlarının nedenleri ve çözümleri aktarılıyor.

İnceleme – Araştırma

 

TÜRKİYE’DE YENİ HAYAT – İNKİLAP VE TRAVMA (1908-1928)

Zafer Toprak

Meşrutiyet’in Türkçeye kazandırdığı ya da yaygın hale getirdiği iki sözcük “millî” ve “yeni”ydi. “Millî” doğmakta olan ulusal kimliğin veciz bir ifadesiydi; siyasî yönü güçlüydü. “Yeni” ise toplumsalı ifade ediyordu ve toplumun değişik katmanlarına nüfuz edişi II. Meşrutiyet yıllarında gerçekleşti.

1908 bir siyasal devrimdi; sosyal bir devrimle pekiştirilmedikçe güdük kalacaktı. “Yeni hayat” bu anlayışın ifadesiydi. Yaşam anlayışında radikal bir dönüşümü simgeleyen “yeni hayat”ın omurgasını ise kadının konumu oluşturdu. Bu nedenle “yeni hayat” kadının dönüşümünü, “yeni kadın”ın inşasını gerektiriyordu. Cihan Harbi sonrası yeni bir ulus inşa edilirken Meşrutiyet’in ilk yıllarından beri gündemde olan “yeni hayat” anlayışı güç kazanmıştı. Cumhuriyet’i Osmanlı’dan yol ayrımına sokan ana eksen buydu.

Koca imparatorluklar çökerken bölgesinde kendi iradesiyle yönünü çizen tek ülke Türkiye olmuş, Cihan Harbi’ni yitirmesine karşın Sevr’i tanımamış, direnmiş ve Milli Mücadele ile yeni bir devlet kurmuştu. Diğer yandan, on yılı bulan uzun savaşlar sürecinde insan kaynaklarının, erişkin nüfusunun önemli bir bölümünü yitiren, her açıdan yoksullaşan ülkede Cumhuriyet’in reform kaygıları, seküler bir yaşam özlemi, Doğu kültür normlarını terk edip Batı medeniyetine geçiş süreci ise nesiller arası kopukluklara ve toplumsal uyumsuzluklara neden olacaktı. Türkiye inkılapları ve toplumsaltravmayı birlikte yaşayacaktı.

Türkiye’de Yeni Hayat 1908-1928 bir anlamda yaşanan bu toplumsal travmanın öyküsü. Prof. Dr. Zafer Toprak, nüfus sorunu başta olmak üzere Cumhuriyet Türkiyesi’nin karşılaştığı darboğazları, savaş mağduru insanların travmalarını, çözümsüzlüklerini, toplumsal katmanların “yeni hayat”a uyumsuzluklarını o günün kaynaklarından yola çıkarak gün ışığına çıkarıyor.

Özel Dizi 

 

AYLA TURAN – RETROSPEKTİF | RETROSPECTIVE

Metin Yazarı: Marcus Graf

Çeviren: Neylan Bağcıoğlu

9 Şubat-11 Mayıs 2026 tarihleri arasında İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde izlenen “Ayla Turan Retrospektif” sergisi için hazırlanan kitap, heykeltıraş Ayla Turan’ın otuz yıllık sanat yolculuğunun dönüm noktalarını yansıtıyor. Sanatçının kamusal alanlarda ve özel koleksiyonlarda yer alan seçilmiş eserlerinin künyeli görsellerine arşiv fotoğrafları eşlik ediyor.

Turan, bu retrospektif sergiyi hazırlamanın “eski albümleri karıştırmak gibi” hissettirdiğini söylerken; serginin kataloğu için hazırladığı yazıda Prof. Dr. Marcus Graf, Ayla Turan’dan “Bağımsızlık, empati ve sakin bir kararlılıkla kendi yolunu inşa eden; pratiğiyle heykelin ne olabileceğine ve paylaştığımız dünyaya dair neleri açığa çıkarabileceğine ilişkin ufkumuzu genişleten” diye bahsediyor ve sergi için şunları söylüyor: “Bu retrospektif, otuz yıllık kesintisiz üretimi bir araya getirerek Ayla Turan’ın yaşamı ile sanatı arasındaki samimi bağları görünür kılıyor.”

Çocuk 

DÜNYA HAKKINDA BÜYÜK SORULAR KİTABIM 

Yazan: Moira Butterfield 

Resimleyen: Cindy Wume

Çeviren: Zeynep Alpaslan

Her gün, her an, ayaklarımızın altındaki yerden başımızın üstündeki yıldızlı gökyüzüne kadar, her şey hakkında aklımıza sorular gelir. Gündüzleri yıldızlar nereye gider? Hayvanlar birbirleriyle konuşur mu?

Birbirinden güzel resimlerle dolu bu kitap 50 popüler soruya verdiği yanıtlarla muhteşem dünyamızı keşfe çıkacağımız yepyeni kapılar açıyor.

Detaylı bilgi için: https://www.iskultur.com.tr/yeni-cikanlar 

Bu Cuma Vizyonda Yer Alacak Filmler Belli Oldu

Birbirinden farklı filmlere ev sahipliği yapan Paribu Cineverse, sinemaseverleri 13 Mart Cuma günü vizyona girecek filmlerle buluşturuyor.  

 

Oscar adaylığıyla yeniden vizyona girecek Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another) filmine ek olarak vizyonun yeni filmleri Deccal 3, Solo Mio, Senden Geriye Kalan (Reminders of Him), Şarkıcı Balina (The Last Whale Singer), Dedektif Reptır, Dino Ailesi (The Dino Family), Cahim 2, Kayıp Kaplan (The Lost Tiger) ve Cadılar Bayramı Katliamı (Die’ced: Reloaded) filmleri sinemaseverlerin beğenisine sunuluyor.

 

Pek çok filmi dünyayla birlikte aynı anda vizyona getiren Paribu Cineverse, bu Cuma da birbirinden farklı türde yerli ve yabancı filmleri vizyona getiriyor. Gerilimden drama, korkudan animasyona kadar önemli yapımların vizyonda olacağı 13 Mart Cuma günü, sinemaseverlere farklı dünyaların kapılarını aralayacak.

 

Oscar adaylığıyla yeniden vizyona girecek Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another) filmine ek olarak vizyonun yeni filmleri Deccal 3, Solo Mio, Senden Geriye Kalan (Reminders of Him), Şarkıcı Balina (The Last Whale Singer), Dedektif Reptır, Dino Ailesi (The Dino Family), Cahim 2, Kayıp Kaplan (The Lost Tiger) ve Cadılar Bayramı Katliamı (Die’ced: Reloaded) filmlerinin içerisinde bulunduğu 13 Mart Cuma haftasının vizyon programı Paribu Cineverse’ün mobil uygulaması ve internet sitesi üzerinden takip edilebiliyor.

 

13 Mart Cuma günü vizyon programının öne çıkan filmleri:

  • Oscar adaylığıyla yeniden vizyona girecek Leonardo DiCaprio ile Benicio Del Toro’yu buluşturan Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another), geçmişte devrimci hareketlerin içinde yer almış bir grubun yıllar sonra yeniden ortaya çıkan hesaplaşmasını konu alıyor. Eski bir aktivist olan Bob, kimliğini değiştirerek kızı Willa ile sakin bir hayat kurmaya çalışırken geçmişin düşmanları yeniden ortaya çıkar.

 

  • Özgür Bakar’ın yönettiği Deccal 3, doğaüstü korku serisini daha karanlık bir hikâyeyle sürdürüyor. Issız bir dağ evinde bakıcılık yapan Deniz, korumakla görevli olduğu Ateş’in sıradan bir çocuk olmadığını kısa sürede fark eder. Evde başlayan kanlı alametler ve kaybolan çocuklar, yaklaşan büyük bir kötülüğün habercisidir.

  • Doğukan Mısır’ın yönettiği korku filmi Cahim 2, gizemli bir hastalık ve doğaüstü olayların gölgesinde gelişen karanlık bir hikâye sunuyor. 18 yaşına geldikten sonra tuhaf davranışlar sergilemeye başlayan Defne’nin durumu, annesi Kader’i çaresiz bırakır. Gerçeğin peşine düşen nörolog Nihat Karahan, olayın tahmin edilenden çok daha karanlık bir geçmişe uzandığını keşfeder.

  • Charles Kinnane ve Daniel Kinnane’nin yönettiği romantik komedi Solo Mio, düğününde terk edilen bir adamın beklenmedik bir içsel yolculuğa çıkmasını konu alıyor. İtalya’daki balayına tek başına gitmeye karar veren Matt, Roma sokaklarında yeni insanlarla tanışırken hem aşkı hem de kendini yeniden keşfetme fırsatı bulur. Kevin James’in başrolünde yer aldığı film, mizah ile romantizmi bir araya getiriyor.

  • Colleen Hoover’ın çok satan romanından uyarlanan Senden Geriye Kalan (Reminders of Him), geçmişte yaptığı büyük bir hatanın ardından hayatını yeniden kurmaya çalışan bir kadının hikâyesini anlatıyor. Yedi yıl sonra kasabasına dönen Kenna, hiç tanıyamadığı kızıyla yeniden bağ kurmak ister ancak ailesi buna izin vermez. Kenna’nın yerel bir bar sahibi olan Ledger ile kurduğu beklenmedik bağ, ona ikinci bir şansın mümkün olabileceğini gösterir.

  • Çocukların ve animasyon tutkunlarının ilgisini çekecek animasyon Şarkıcı Balina (The Last Whale Singer), genç bir balinanın cesaret ve kimlik arayışını konu alıyor. Ailesini kaybeden Vincent, okyanusu tehdit eden dev bir canavara karşı mücadele etmek için arkadaşlarıyla tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Vincent’ın dünyayı kurtarması için önce kendi içindeki gücü ve sihirli şarkısını keşfetmesi gerekir.

 

 

 

  • Emre Karayel ve Leyla Yaman’ın yönettiği animasyonDedektif Reptır, gizemli olayları çözmek için çalışan sıra dışı bir dedektif ekibinin maceralarını anlatıyor. Kayıpları bulmak ve şehirdeki problemleri çözmek için çalışan ekip, yeni görevlerinde beklenmedik olaylarla karşılaşır.

 

  • Maya Turkina ve Maksim Volkov’un yönettiği animasyon Dino Ailesi (The Dino Family), eğlenceli bir dinozor ailesinin maceralarını beyazperdeye taşıyor. Birbirinden farklı karakterlere sahip bu sıra dışı aile, birlikte çıktıkları yolculuklarda hem komik hem de heyecan dolu anlar yaşar. Film, aile bağları ve dayanışma temalarını eğlenceli bir anlatımla işliyor.

Kadın+ Edebiyatçılar: Edebiyat Dünyasında Eşitlik Mücadelesi

8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, Kadın+ Edebiyatçılar olarak bir araya geldiğimiz günden bugüne attığımız adımları, başta yayın alanında çalışan kadın+’lar olmak üzere tüm kamuoyuna açıklamak istiyoruz. Çünkü bizler hem sürecin şeffaf ve hesap verebilir olması gerektiğine inanıyoruz, hem de sözlerin uçup gittiği bu dönemde fikri takip meselesinin önemini hatırlatmak istiyoruz.

Bizler, 2025 Ağustos ayında yoğunlaşan cinsel taciz ifşalarına destek vermek için, edebiyata emek veren herkese açık, kendini kadın+ şemsiyesi altında tanımlayan Kadın+ Edebiyatçılar grubu olarak bir araya geldik. Farklı illerden, farklı alanlardan, birbirinden farklı kadın+lar olarak Türkiye’de bu ifşalar yoluyla görünür hale gelen psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddete “Artık yeter” isyanıyla yola çıktık.

11 Eylül 2025’te “Kadın+ Edebiyatçılardan Yayın Sektörüne Çağrı” başlığıyla yayıncılık alanında yapısal dönüşüm için taleplerimizi imzaya açtık ve yayıncılık sektörünün bu konudaki uygulamalarını takip edeceğimizi ilan ettik.

25 Kasım 2025’te, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Haftasında Kadın+ Edebiyatçılar Tutum Belgesini nihai haline getirdik.

28 Kasım 2025’te Türkiye Yayıncılar Birliği’ne Tutum Belgesini sunduk.

9 Şubat 2026’daki ikinci toplantımızda metne dair önerilerimizi ilettik. Yayıncılar Birliği  Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi konulu bir çalıştay hazırlığı yapıldığını, 8 Mart’ta önerilerimiz sonrasında revize edilen Tutum Belgesini kamuoyu ile paylaşacağını bildirdi.

8 Mart 2026 Türkiye Yayıncılar Birliği “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni sosyal medya hesaplarından duyurdu ve üyelerine mail yoluyla ulaştırdı. Ayrıca web sitelerine de koyacaklarını belirttiler.

28 Kasım 2025’te Frankeştayn Kitabevi’nde kim olduğumuzu ve taleplerimizi anlatan bir basın açıklamasıdüzenledik. Açıklamada yayıncılık alanındaki tüm kurumları cinsel taciz, şiddet ve ayrımcılığa karşı bağlayıcı politika belgeleri hazırlamaya, şikayet mekanizmaları kurmaya ve bütçe ayırmaya davet ettik; bu adımların somut bir biçimde atıldığını görene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi açıkladık.

26 Aralık 2025’te Türkiye Yazarlar Sendikası yönetim kurulu ile toplantı yaptık ve Tutum Belgesini ilettik. Sendika 26 Şubat 2026’da üzerinde çalıştığı Tutum Belgesi taslak metnini paylaştı, metin üzerinde birlikte çalışmaya devam ediyoruz.

20 Şubat 2026’da PEN Türkiye Yönetim Kurulu ile toplantı yaptık ve Tutum Belgesini sunduk. PEN Türkiye, bu konuda deneyimi olan iki kadın üyenin öncülüğünde bir belge hazırlayacağını bildirdi.

15 Aralık 2025’te İngilizce olarak hazırlanan Tutum Belgesi ve görselleri uluslararası telif ajanslarına,  uluslararası yazarlara ve kurumlara e-posta ile gönderdik.

18 Aralık 2025’te Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkanı Gvantsa Jobava ile ve   PublisHer’de aktif çalışan ve bir önceki dönem IPA’nın başkanlığını yapan Karine Pansa ile iletişim kuruldu ve Tutum Belgesini iletildi.

Bu olumlu gelişmelere seviniyoruz, ancak yetinmiyoruz. Yayın alanında çalışan tüm kurumların, yayınevlerinin, örgütlenmelerin benzer şekilde ve daha fazlasıyla toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddeti önlemek üzere somut adımlar atmalarını talep ediyoruz ve bu süreçlerin takipçisi olacağımızı hatırlatıyoruz.

Artık Yeter diye çıktığımız yolda bugüne kadar attığımız adımların özeti bu. Kuşkusuz bu kısacık özetin arkasında saatler süren toplantılar, eşit ve demokratik ilişkiler kurma çabasından grubun iç işleyiş ilkelerine kadar dikkatle ve özenle çalışma, kısaca Kadın+ Edebiyatçıların her bir üyesinin emeği var.

Taleplerimizi bir kez daha hatırlatıyoruz:

Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık ve Şiddeti Önleme Politika Belgesi oluşturulsun, yaygınlaştırılsın ve kamuoyuna açık şekilde paylaşılsın,
Kurumların Kadın Komisyonları etkin olarak çalışsın, Kadın Komisyonu bulunmayan kurumlarda toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonları kurulsun ve işletilsin,
Cinsel taciz şikâyeti halinde işletilecek kurumsal eylem planı hazırlansın ve uygulansın,
Tüm bu süreçler için deneyimli kadın/feminist örgütlerin rehberliği alınsın,
Politika belgelerinin gereklerinin yerine getirilmesi için gerektiğinde bütçe ayrılsın,
Tüm yayınevleri fiziksel ya da dijital ortamda gerçekleşen cinsel taciz, şiddet ve ayrımcılık vakalarına karşı bir şikâyet mekanizması kursun, bu amaçlı komisyon/komitelerin çoğunluğu kadın+lardan oluşsun,
Dergiler ve edebiyat festivallerinde jüri ve konuşmacı listelerinde %50 kadın temsili hedefi kurumsal ilke haline getirilsin,
Birliğe üye tüm yayınevlerinde feminist ve Queer kuramlar temelinde eşitlik, kapsayıcı dil ve farkındalık eğitimi verilsin.
Yazar örgütleri ve yayıncılık kuruluşları cinsiyet temelli ayrımcılığı ve şiddeti önlemek ve kadın+üyelerinin yasalardan ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarını korumak sorumluluğunu üstlensin. Bu amaçla, gerekli  tüzük değişikliklerini yapılsın.
Bu konuda yapılacak değişiklikler ve faaliyetlerde  Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW, 1985), Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne (İstanbul Sözleşmesi, 2011), Türk Ceza Kanunu ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ILO 190 sayılı Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi dayanak alınsın,
Yayınevleri yazarlarla yaptıkları telif sözleşmesine, yazarı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizden korunma yükümlülükleriyle ilgili bir ek madde koysun.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, 28 Kasım’da söylediğimiz sözün arkasında olduğumuzu bir kere daha vurguluyoruz: Mücadele elzemdir ve tüm kişi ve kurumlarca dikkate alınması konusunda ısrarcıyız.

Bu vesileyle yayın alanında çalışan tüm kadınlara bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; yalnız değilsiniz, mücadelemize siz de el verin.  

Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

Senden Geriye Kalan: “Güvercin Lan”

Tolstoy şöyle der: Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar; ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da bir şehre bir yabancı gelir.

Bu hikâye de yolda başlar. Kenna adında bir kadın, yedi yıl aradan sonra o şehre geri döner. Ama artık her şeye ve herkese yabancıdır. Yedi yıl önce onu bu şehirden koparan şey ise sevgilisi Scotty ile yaşadığı talihsiz bir kazadır. Kazanın sorumluluğunu üstlenmiş, hapse girmiştir.  İtiraz etmez. Çünkü sevdiği adamı kaybettikten sonra artık neyin önemi kalmıştır ki? Aslında o sırada bilmediği çok önemli bir sebep vardır: Hamiledir.

Kenna, bebeğini hapishanede dünyaya getirir. Sevgilisinin ailesi bebeği  -Diem’i- alır ve büyütür. Cezasını tamamlayıp özgürlüğüne kavuştuğunda Kenna’nın tek bir hayali vardır: Çocuğuyla tanışabilmek. Bunun için her şeyi yapmaya hazırdır.

Şehre döndüğünde “Paradise” adlı bir pansiyona yerleşir. İsmi her ne kadar cenneti çağrıştırsa da ilk bakışta öyle görünmez. Ama zamanla Kenna için gerçekten bir cennete dönüşür. Orada gördüğü kadın dayanışması, dostluklar ve küçük iyilikler, onun yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olur.

Kenna güçlü bir kadındır. Film boyunca onu izlerken bu gücü sürekli hissederiz.

Hayatta kalmasının bir yolu daha vardır: Ölen sevgilisi Scotty’ye mektuplar yazmak. Bu mektupların asla okunmayacağını bilse de onun bir şekilde hissettiğine inanır. Birlikte gittikleri yerlere tekrar gider; belki acısını biraz olsun azaltmak için.

Bir zamanlar birlikte gittikleri bir kitapçı vardır. Kenna, oraya gitmenin ona iyi geleceğini düşünür. Ancak her şeyin hızla değiştiği dünyada kitapçı artık bir bara dönüşmüştür.

 

Ve orada Ledger ile tanışır.

Ledger, Kenna’yı ilk gördüğü anda etkilenir. Aslında birbirlerini isim olarak tanımaktadırlar, ama hiç yüz yüze gelmemişlerdir. Kenna’nın adını öğrendiğinde ve Scotty ile ilişkilerinin sembolü olan o iğrenç turuncu arabayı fark ettiğinde ise panikleyip oradan uzaklaşır.

Ledger eski bir NFL oyuncusudur. Scotty hayattayken yoğun hayatı nedeniyle arkadaşına yeterince vakit ayıramamıştır. Ancak Scotty’nin ölümünden sonra kendisini tamamen Diem’e ve Scotty’nin ailesine adar.

Diem ile arasında olağanüstü bir bağ vardır; baba-kız gibi, bazen abi-kardeş gibi. Bu bağı korumak için kendi hayatından bile vazgeçer ve nişanlısından ayrılır.

Kenna ve Ledger arasında ise beklenmedik bir anlayış gelişir. Bu anlayış zamanla güçlü bir bağa dönüşür.

Gerisini sinemada keşfetmek gerek.

13 Mart’ta vizyona girecek olan film, Colleen Hoover’ın aynı adlı romanından uyarlanmış. Senaryoyu Colleen Hoover ve Laurent Levine birlikte kaleme almış.

Filmde güçlü kadın ilişkileri, dayanışma ve ikinci şans teması öne çıkıyor. Ayrıca bizim çok sevdiğimiz Lorelai Gilmore -yani Lauren Graham- Scotty’nin annesi, Diem’in büyükannesi rolünde. Onu bu kadar sert bir karakterde görmek bile ayrı bir merak konusu.

“Senden Geriye Kalan”, kayıpların insanları birbirine nasıl yaklaştırabildiğini anlatan sıcacık bir film. Hataların bazen telafi edilebileceğini, ikinci bir hayatın mümkün olabileceğini ve geriye kalanlarla da mutlu bir dünya kurulabileceğini söylüyor.

Müzikleri, renkleri ve duygusu ile izleyicinin kalbine dokunan; gözlerden de biraz yaş akıtacak bir hikâye.

Filmin başlığındaki “Güvercin Lan” ifadesini ise filmi izlediğinizde anlayacak ve o güvercin metaforuna bayılacaksınız.

Ve unutmayın:
Müzik her zaman insanı mutsuz etmez.

Sizi filmin ruhuna eşlik eden “Light Over the Hill” şarkısıyla baş başa bırakıyorum. Ama kulaklıkla dinlemenizi öneririm.

Yönetmen: Vanessa Caswill
Senaryo: Colleen Hoover, Lauren Levine
Görüntü Yönetmeni: Tim Ives
Müzik: Tom Howe

Oyuncular:
Maika Monroe, Tyriq Withers, Rudy Pankow, Lauren Graham, Nicholas Duvernay, Bradley Whitford, Lainey Wilson, Zoe Kosovic, Jennifer Robertson, Hilary Jardine, Bud Klasky

ABD | Romantik – Dram | 115 dk

‘BALLI SÜT’ OYUNUNUN PRÖMİYERİ GERÇEKLEŞTİ!

‘İKİ KIZ KARDEŞ, ZAMANIN İÇİNDEN SIZAN BİR YÜZLEŞME’
SEYİRCİYLE İLK KEZ FİŞEKHANE ANA SAHNEDE BULUŞTU!

Yapımcılığını Aksel Bonfil ve Begüm Ertuğrul’un üstlendiği, hikayesi Önem Günal’a ait olan, Anıl Can Beydilli’nin yazıp yönettiği oyun, babaanneleri tarafından büyütülen ancak yıllar içinde birbirlerinden uzaklaşmış iki kız kardeşin geçmişle ve birbirleriyle yüzleşmesini sahneye taşıyor.

Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya’yı ilk kez aynı tiyatro projesinde buluşturan ‘Ballı Süt’, 28 Şubat akşamı Fişekhane Ana Sahne’de prömiyerini gerçekleştirdi. Kültür, sanat, gastronomi ve yaşamı bir araya getiren Fişekhane, tarihi atmosferini koruyarak geçmişi bugüne taşıyan yapısıyla bu özel geceye ev sahipliği yaptı.

Derya ve Asiye’nin Hikayesi

Üç farklı zaman diliminde ilerleyen oyun, çocukluk travmasının iki farklı karakter üzerindeki etkisini ele alırken, ‘güçlü olmak’ ile ‘yalnız kalmak’ arasındaki ince çizgiye odaklanıyor.

Derya ve Asiye’nin hikayesi; bastırılmış yasları, yarım kalmış duyguları ve dönüşen kardeşlik bağını acı ile mizahın iç içe geçtiği bir anlatımla seyirciyle buluşuyor.

Ballı Süt” Yeniden Fişekhane Sahnesinde Olacak

Prömiyer gecesinde yoğun ilgi gören “Ballı Süt”, 10 Nisan ve 8 Mayıs tarihlerinde Fişekhane Ana Sahne’de yeniden seyirciyle buluşacak.

 

Özak Global Holding’in İstanbul’a kazandırdığı Fişekhane, Özak Kültür Sanat Eğitim Vakfı (ÖZAKKSEV) çatısı altında hazırlanan sahne programıyla, kültür ve sanatı odağına alan yaklaşımı doğrultusunda sezon boyunca nitelikli yapımları sanatseverlerle buluşturmayı sürdürüyor.

 

Tüm etkinlik detaylarına ve bilet satışlarına www.fisekhane.com/tr/etkinlikler.html adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.