Kadın+ Edebiyatçılar: Edebiyat Dünyasında Eşitlik Mücadelesi

8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, Kadın+ Edebiyatçılar olarak bir araya geldiğimiz günden bugüne attığımız adımları, başta yayın alanında çalışan kadın+’lar olmak üzere tüm kamuoyuna açıklamak istiyoruz. Çünkü bizler hem sürecin şeffaf ve hesap verebilir olması gerektiğine inanıyoruz, hem de sözlerin uçup gittiği bu dönemde fikri takip meselesinin önemini hatırlatmak istiyoruz.

Bizler, 2025 Ağustos ayında yoğunlaşan cinsel taciz ifşalarına destek vermek için, edebiyata emek veren herkese açık, kendini kadın+ şemsiyesi altında tanımlayan Kadın+ Edebiyatçılar grubu olarak bir araya geldik. Farklı illerden, farklı alanlardan, birbirinden farklı kadın+lar olarak Türkiye’de bu ifşalar yoluyla görünür hale gelen psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddete “Artık yeter” isyanıyla yola çıktık.

11 Eylül 2025’te “Kadın+ Edebiyatçılardan Yayın Sektörüne Çağrı” başlığıyla yayıncılık alanında yapısal dönüşüm için taleplerimizi imzaya açtık ve yayıncılık sektörünün bu konudaki uygulamalarını takip edeceğimizi ilan ettik.

25 Kasım 2025’te, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Haftasında Kadın+ Edebiyatçılar Tutum Belgesini nihai haline getirdik.

28 Kasım 2025’te Türkiye Yayıncılar Birliği’ne Tutum Belgesini sunduk.

9 Şubat 2026’daki ikinci toplantımızda metne dair önerilerimizi ilettik. Yayıncılar Birliği  Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi konulu bir çalıştay hazırlığı yapıldığını, 8 Mart’ta önerilerimiz sonrasında revize edilen Tutum Belgesini kamuoyu ile paylaşacağını bildirdi.

8 Mart 2026 Türkiye Yayıncılar Birliği “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Tutum Belgesi”ni sosyal medya hesaplarından duyurdu ve üyelerine mail yoluyla ulaştırdı. Ayrıca web sitelerine de koyacaklarını belirttiler.

28 Kasım 2025’te Frankeştayn Kitabevi’nde kim olduğumuzu ve taleplerimizi anlatan bir basın açıklamasıdüzenledik. Açıklamada yayıncılık alanındaki tüm kurumları cinsel taciz, şiddet ve ayrımcılığa karşı bağlayıcı politika belgeleri hazırlamaya, şikayet mekanizmaları kurmaya ve bütçe ayırmaya davet ettik; bu adımların somut bir biçimde atıldığını görene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi açıkladık.

26 Aralık 2025’te Türkiye Yazarlar Sendikası yönetim kurulu ile toplantı yaptık ve Tutum Belgesini ilettik. Sendika 26 Şubat 2026’da üzerinde çalıştığı Tutum Belgesi taslak metnini paylaştı, metin üzerinde birlikte çalışmaya devam ediyoruz.

20 Şubat 2026’da PEN Türkiye Yönetim Kurulu ile toplantı yaptık ve Tutum Belgesini sunduk. PEN Türkiye, bu konuda deneyimi olan iki kadın üyenin öncülüğünde bir belge hazırlayacağını bildirdi.

15 Aralık 2025’te İngilizce olarak hazırlanan Tutum Belgesi ve görselleri uluslararası telif ajanslarına,  uluslararası yazarlara ve kurumlara e-posta ile gönderdik.

18 Aralık 2025’te Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkanı Gvantsa Jobava ile ve   PublisHer’de aktif çalışan ve bir önceki dönem IPA’nın başkanlığını yapan Karine Pansa ile iletişim kuruldu ve Tutum Belgesini iletildi.

Bu olumlu gelişmelere seviniyoruz, ancak yetinmiyoruz. Yayın alanında çalışan tüm kurumların, yayınevlerinin, örgütlenmelerin benzer şekilde ve daha fazlasıyla toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddeti önlemek üzere somut adımlar atmalarını talep ediyoruz ve bu süreçlerin takipçisi olacağımızı hatırlatıyoruz.

Artık Yeter diye çıktığımız yolda bugüne kadar attığımız adımların özeti bu. Kuşkusuz bu kısacık özetin arkasında saatler süren toplantılar, eşit ve demokratik ilişkiler kurma çabasından grubun iç işleyiş ilkelerine kadar dikkatle ve özenle çalışma, kısaca Kadın+ Edebiyatçıların her bir üyesinin emeği var.

Taleplerimizi bir kez daha hatırlatıyoruz:

Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık ve Şiddeti Önleme Politika Belgesi oluşturulsun, yaygınlaştırılsın ve kamuoyuna açık şekilde paylaşılsın,
Kurumların Kadın Komisyonları etkin olarak çalışsın, Kadın Komisyonu bulunmayan kurumlarda toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonları kurulsun ve işletilsin,
Cinsel taciz şikâyeti halinde işletilecek kurumsal eylem planı hazırlansın ve uygulansın,
Tüm bu süreçler için deneyimli kadın/feminist örgütlerin rehberliği alınsın,
Politika belgelerinin gereklerinin yerine getirilmesi için gerektiğinde bütçe ayrılsın,
Tüm yayınevleri fiziksel ya da dijital ortamda gerçekleşen cinsel taciz, şiddet ve ayrımcılık vakalarına karşı bir şikâyet mekanizması kursun, bu amaçlı komisyon/komitelerin çoğunluğu kadın+lardan oluşsun,
Dergiler ve edebiyat festivallerinde jüri ve konuşmacı listelerinde %50 kadın temsili hedefi kurumsal ilke haline getirilsin,
Birliğe üye tüm yayınevlerinde feminist ve Queer kuramlar temelinde eşitlik, kapsayıcı dil ve farkındalık eğitimi verilsin.
Yazar örgütleri ve yayıncılık kuruluşları cinsiyet temelli ayrımcılığı ve şiddeti önlemek ve kadın+üyelerinin yasalardan ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarını korumak sorumluluğunu üstlensin. Bu amaçla, gerekli  tüzük değişikliklerini yapılsın.
Bu konuda yapılacak değişiklikler ve faaliyetlerde  Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW, 1985), Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne (İstanbul Sözleşmesi, 2011), Türk Ceza Kanunu ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ILO 190 sayılı Şiddet ve Tacizin Önlenmesi Sözleşmesi dayanak alınsın,
Yayınevleri yazarlarla yaptıkları telif sözleşmesine, yazarı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizden korunma yükümlülükleriyle ilgili bir ek madde koysun.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, 28 Kasım’da söylediğimiz sözün arkasında olduğumuzu bir kere daha vurguluyoruz: Mücadele elzemdir ve tüm kişi ve kurumlarca dikkate alınması konusunda ısrarcıyız.

Bu vesileyle yayın alanında çalışan tüm kadınlara bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; yalnız değilsiniz, mücadelemize siz de el verin.  

Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

Ayşe Eser’den “Neden?”

“Neden?” diye sormak, kendi hayatının sorumluluğunu eline almaktır.
Bu ağır bir yüktür, evet. Bir otoriteye sığınmak, bir topluluğun dogmalarına uymak, “asıl hayat birazdan başlayacak” diye beklemek çok daha kolaydır. Ama bu kolaylık, aslında ruhsal bir köleliktir. Ben bu kitapta size o köleliğin konforunu değil, özgürlüğün o sarsıcı ve bazen can yakan çıplaklığını teklif ettim.

Yazar Hakkında:
Ayşe Eser, iletişim ve marka stratejisi alanında çalışan bir stratejist ve içerik üreticisidir. Akademik eğitimini
iletişim üzerine tamamlarken; sosyoloji, toplum yapısı ve bireyin bu yapı içindeki
konumunu anlama üzerine derinleşen okumalar yapmaya başladı. Tüketim kültürü, kimlik inşası ve duyguların piyasalaşması gibi konulara duyduğu ilgi, üretimlerinin temel motivasyonunu oluşturdu.Profesyonel hayatında markaların yalnızca ürün değil, duygu ve anlam sattığı sistemin mutfağında yer alırken; kişisel üretimlerinde bu sistemin insan üzerindeki
görünmez etkilerini deşifre etmeyi tercih etti. Sosyal medya, podcast ve yazı üretimleri üzerinden modern insanın maruz kaldığı baskıları, kimlik arayışlarını ve “normal” adı altında pazarlanan yaşam biçimlerini sorgulayan içerikler üretiyor. Bugün Berlin–İstanbul hattında yaşamını sürdürüyor; bir yandan sistemin anlatılarına karşı soru sorma becerisini korumaya çalışırken, diğer yandan oğlu Deniz Can’ın hayata karşı yeni yeni uyanan merakını diri tutmaya odaklanıyor.

“The Grand Tour” Geri Döndü

Prime Video, The Grand Tour’un yeni sezonunun sunucularını açıkladı. Tren gözlemcisi olarak tanınan ve gizli otomobil tutkunu olan Francis Bourgeois, YouTube fenomeni “Throttle House”un ödüllü yaratıcıları James Engelsman ve Thomas Holland ile birlikte dizinin yeni yüzleri olacak.

Bu üçlü, altı bölümlük, dünyanın dört bir yanına uzanan bu yeni seride otomotiv dünyasının en güncel ve absürt şekilde keyifli sorularını, dünyanın en zorlu coğrafyalarında ele alacak.

Jeremy Clarkson, Richard Hammond ve James May’in iki yıl önce Botswana’da gün batımına doğru direksiyon başından son kez ayrılmasının ardından, The Grand Tour büyük maceralar, yüksek beygir gücü ve bol kahkaha vadeden yeni bir seriyle geri dönüyor. Angola çölünde pist otomobilleriyle yapılan zorlu yolculuktan, Malezya’nın canlı otomobil kültürünü keşfetmeye ve Amerika’nın en yeni, en güçlü performans araçlarını test etmek üzere Kaliforniya’ya uzanan bu macera, diziyi yeni bir döneme taşıyor. Studio Lambert yapımı olan yeni sezon, dizinin mirasına korurken onu yeni bir döneme taşıyor.

Francis Bourgeois “‘Doldurulması zor ayakkabılar’ deyimi akla geliyor. Ama bu durumda, Mo Farah’ın 46 numara lastik çizmelerle koşmasına benziyor; başta biraz garip ve belki su toplatıcı olabilir ama sonuçta izlemeye değer bir deneyim olacak.” diye belirtirken; James Engelsman ise “Thomas’la neredeyse on yıldır otomobil filmleri yapıyorum. Kim bilebilirdi ki bunca zamandır eksik olan tek malzeme Francis Bourgeois’muş? Otomobil maceraları başlasın.” diye ekliyor.

Thomas Holland ise “The Grand Tour’un yeniden çekileceğini ve Clarkson, Hammond ve May’in yerini başkalarının alacağını ilk duyduğumda “Bu işi ancak bir aptal kabul eder’ demiştim.” diyerek duygularını esprili bir dille aktarıyor.

Prime Video Birleşik Krallık ve Kuzey Avrupa Orijinal Yapımlar Başkanı Tara Erer; “The Grand Tour, Prime Video’nun dünya genelinde en çok izlenen senaryosuz Birleşik Krallık yapımı dizisi. Bu nedenle doğru isimleri bulmak kolay olmadı; ancak beklentilerimizin ötesinde bir ekip oluşturduk. Kapsamlı bir arayışın ardından öne çıkan Thomas, James ve Francis’e anahtarı teslim etmekten büyük heyecan duyuyoruz. Her biri, markanın macera ve dostluk ruhunu korurken diziye taze bir enerji ve özgün bir bakış açısı kazandırıyor.” diye belirtiyor.

Mr. Wilman ise “Bayrağı Thomas, James ve Francis’e devretmekten gerçekten mutluyuz çünkü işi doğru yapıyorlar. Sadece tutku ve bilgiye sahip değiller, aynı zamanda eski üçlünün birer kopyası da değiller. Kendilerine özgü, çok keyifli bir kimyaları var.” diye yorum yapıyor.

Studio Lambert Baş Kreatif Sorumlusu Tim Harcourt ise şu sözleri belirtiyor: “The Grand Tour’un kalbinde mizah ve otomobillere duyulan saf bir sevgi yatıyor. Bu ruhu Angola’dan Malezya’ya, Kaliforniya’dan Didcot Parkway’e uzanan yolculukta, dünyaya dağılmış yeni ve harika bir üçlüyle birlikte ekrana taşımak bizim için büyük bir keyifti.”

Milyonlarca abonesi bulunan “Throttle House” ikilisi Thomas ve James, yeni ve klasik otomobilleri kendilerine özgü, esprili ve cesur yaklaşımlarıyla inceleyerek küresel bir hayran kitlesi oluşturdu. Kanada merkezli bir otomotiv gazetecisi ve amatör yarış pilotu olan Thomas, yüksek performanslı araçlar konusunda uzmanlaşırken; James ise otomobil tutkusunu özgün zevkiyle birleştiriyor.

Yaklaşık altı milyonluk sosyal medya kitlesiyle dünyanın en tanınmış tren gözlemcilerinden biri olan Francis Bourgeois, aynı zamanda Rolls-Royce’ta deneyim kazanmış, eğitimli bir makine mühendisi. Bir otomobilin markasını yalnızca motor sesinden ayırt edebilme yeteneği ve derin teknik bilgisi, ekibe benzersiz ve bulaşıcı bir enerji katıyor.

Yeni ekip; sıcaklık, enerji ve yeni fikirlerle  geliyor. The Grand Tour, bu yılın ilerleyen dönemlerinde Prime Video’ya geri dönüyor ve dünya genelinde 240’tan fazla ülke ve bölgede yayına girecek. Studio Lambert adına yürütücü yapımcılar Phil Churchward, Tim Harcourt, Stephen Lambert, Alex Renton ve Nia Yemoh olurken; yapım yöneticileri Hilary Berkshire ve Diana Focke olarak açıklandı.

Prime Video Türkiye Hakkında

Prime Video, üyelerine tek bir uygulama üzerinden, geniş, eğlenceli ve birinci kalite bir içerik koleksiyonu sunuyor. Prime Video izleyicileri, favori film, dizi, belgesel ve canlı spor etkinliklerinin yanı sıra, Amazon MGM Studios tarafından üretilen Road House, The Lord of the Rings: The Rings of Power, Fallout, Reacher, The Boys ve The Idea of You gibi yapımlar ile Rüyanda Görürsün, Bihter ve Düğüm gibi yerli favori içeriklerine de ulaşabilirler. Prime Video, özel indirimleri, geniş seçenekleri, kullanım kolaylığı ve kaliteli dijital eğlenceyi üyeleri ile buluşturan Prime üyeliğinin bir parçasıdır. Prime Video izleyicileri, özel X-Ray erişimi ile de en sevdikleri dizilerin ve filmlerin perde arkasına geçebilirler.

ULUSLARARASI BİLİM YARIŞMALARINDA TÜRK KIZ ÖĞRENCİLERDEN ÇİFTE BAŞARI

11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü, bilim ve teknolojide fırsat eşitliğinin önemini yeniden gündeme taşırken, Türkiye’den uluslararası bilim, matematik ve araştırma yarışmalarında elde edilen başarılar da dikkat çekiyor. Eğitimde akademik gelişimin yanında değer odaklı birey yetiştirmenin önemine dikkat çeken Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Okulları bünyesindeki Işık İlkokulu ve Ortaokulu kız öğrencileri, uluslararası yarışmalarda elde ettikleri derecelerle öne çıkıyor.

 

11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü kapsamında, bilim ve teknoloji alanında kız öğrencilerin uluslararası başarıları gündeme geldi. Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Okulları bünyesindeki Işık İlkokulu ve Ortaokulu kız öğrencileri, matematik olimpiyatları ve bilimsel yarışmalarda elde ettikleri derecelerle dikkat çekti.

Uluslararası matematik olimpiyatları, bilim temelli yarışmalar ve proje organizasyonlarında kazanılan madalyalar, final katılımları ve dereceler; öğrencilerin analitik düşünme, problem çözme ve bilimsel araştırma alanındaki yetkinliğini ortaya koydu. Farklı ülkelerde düzenlenen yarışmalarda elde edilen başarılar, Türkiye’den yetişen öğrencilerin uluslararası bilim platformlarında daha güçlü şekilde yer aldığını gösterdi.

 

Uluslararası Matematik Olimpiyatlarında Erken Yaşta Dikkat Çeken Başarı

Işık İlkokulu 3. sınıf öğrencisi Zeynep Yıldız, Güneydoğu Asya Matematik Olimpiyatları (SEAMO) ve Vietnam’da düzenlenen Fermat Matematik Olimpiyatı’nda gümüş madalya kazanarak uluslararası final etabına katılma hakkı elde etti. Zeynep Yıldız’ın elde ettiği başarı, analitik düşünme, problem çözme ve mantıksal akıl yürütme becerilerinin ileri seviyede geliştiğini ortaya koyarken, matematiği doğa olaylarını anlamada ve verileri yorumlamada aktif bir araç olarak kullandığını gösterdi.

 

Matematik Eğitiminde Sistemli Model

Okul bünyesinde uygulanan matematiksel beyin antrenmanı programlarında öğrenciler düzenli olarak problem çözme, stratejik düşünme ve akıl yürütme çalışmaları gerçekleştiriyor. Bu alanda öne çıkan öğrenciler arasında Meyra Melis Civelekoğlu yer alıyor.

Mathletics yarışmalarında Ela Bozdağ, İdil Ayhan ve Vanessa Magriso; CryptoMath – Houdini Çıkmazı Kriptoloji Yarışması’nda ise İdil Ayhan ve Zeynep Nur Topoğlu başarı elde etti.

Singapore and Asian Schools Math Olympiad (SASMO) sınavında Lal Perek ve Zeynep Nur Topoğlu; American Mathematics Olympiad’da Kayra Erkiner ve Lal Perek; URFODU matematik ve fen olimpiyatlarında Kayra Vardarsuyu, Peren Maya Özarpat, Zeynep Çağlar ve Beren Duman uluslararası başarı elde eden öğrenciler arasında yer aldı.

 

Bilim Projelerinde Dünya Finallerine Uzanan Yol

TÜBİTAK proje çalışmalarına katılan öğrenciler arasında Zeynep Güneş Köseoğlu ve Derin Dalgıç yer alırken, satranç alanında stratejik düşünme becerileriyle Leyla Kuşüzümü ve Meyra Melis Civelekoğlu dikkat çekti.

Future Problem Solving International Program (FPSPI) kapsamında yarışan 7. sınıf öğrencileri Mila Çavdar ve Kayra Vardarsuyu, Küresel Problemler kategorisinde elde ettikleri derece ile Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenecek uluslararası final yarışmasında Türkiye’yi temsil etme hakkı kazandı. Program kapsamında öğrenciler; küresel düşünme, liderlik, teknoloji kullanımı, zaman yönetimi ve toplumsal sorumluluk alanlarında çok yönlü gelişim gösteriyor.

 

Sürdürülebilirlik ve Bilim Alanında Uluslararası Ödüller

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu liderliğinde yürütülen SEMEP programı kapsamında hazırlanan “Hayat Küpü” projesiyle Beren Duman, sürdürülebilir tarım ve çevre bilinci temasıyla “En İyi Koleksiyon” ödülüne layık görüldü.

URFODU Uluslararası Bilim Temelleri Bilgi Yarışması kapsamında biyoloji alanında Kayra Vardarsuyu 2. derece sertifika alırken; Mualla Ada Duran, Zeynep Çağlar ve Kayra Helen Algan 3. derece sertifika elde etti.

 

Bilimde Kızların Temsili Güçleniyor

Uluslararası Bilimde Kadınlar ve Kız Çocukları Günü kapsamında ortaya çıkan bu başarı tablosu, kız öğrencilerin bilim, teknoloji ve akademik araştırma alanlarında her geçen yıl daha güçlü temsil edildiğini gösteriyor. Bilimsel merakın erken yaşta desteklenmesi, proje üretme kültürünün yaygınlaştırılması ve değer temelli eğitim yaklaşımı, Türkiye’nin bilimsel geleceğinin şekillenmesinde kritik rol oynuyor.

Edebiyatın yeni yüzyılında genç kalemler sahnedeydi!

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına edebi bir miras bırakmak amacıyla hayata geçirilen “100 Yazar 100 Yeni Eser” projesinin ödül gecesi, 6 Şubat 2026 Cuma günü gerçekleştirildi.

Eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman: “Edebiyat ruhu diri tutar; bu bir kapanış değil, yeni yazarlar için bir açılıştır.”

 Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Yazarlık ilham değil, disiplin işidir. Popüler kültürün peşinden gitmeyen, kendi duygularını yazabilen ve kendini ifade edebilen gençler bugünün değil, geleceğin liderleridir. Bu liderlerin önünü açmak ise bizim sorumluluğumuzdur.” 

İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Asım Alkan: “Proje, sadece bugünü değil geleceği de inşa eden bir çalışmadır.”

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına edebi bir miras bırakmak amacıyla hayata geçirilen 100 Yazar 100 Yeni Eser” projesinin ödül gecesi, 6 Şubat 2026 Cuma günü gerçekleştirildi.

İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü desteği, İstanbul Valiliği himayesi ve Üsküdar Üniversitesi’nin bilimsel danışmanlığında yürütülen proje, Çanakkale ve Trakya Eğitim Kültür Konfederasyonu koordinasyonunda; İlim ve Fazilet Vakfı Eğitim Kurumları’nın uygulama desteğiyle hayata geçirildi.

Ödül töreni ve kapanış programı, Üsküdar Belediyesi Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde yoğun katılımla düzenlendi. Geceye akademi, edebiyat, sivil toplum ve kamu dünyasından çok sayıda isim katıldı.

Eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman: “Yazarlık kolay bir iş değildir”

TBMM Eski Başkanı İsmail Kahraman, yaptığı konuşmada edebiyatın insanı insan yapan temel unsur olduğunu vurgulayarak, “Mekanik, robotik bir insan değil; ruhu ve enerjisi olan insan olmalıyız. Edebiyat tam da bunu sağlar.” dedi. Edebiyatın sosyal ve teknik bilimlerin ötesinde bir değer taşıdığını ifade eden Kahraman, “Madde her şekilde temin edilir ama ruh olmazsa olmaz. Ruha hitap etmek gerekir. Materyalist olmamak lazım; bunu da edebiyat sağlar” ifadelerini kullandı.

Projeyi çok kıymetli bulduğunu belirten Kahraman, “Bu bir kapanış toplantısı değil, bir açılıştır. Daha yolun başında olan yazar adaylarımız var. Edebiyat ruhu diri tutar; bu bir kapanış değil, yeni yazarlar için bir açılıştır. Yazarlık kolay bir iş değildir; zamanla, emekle içlerinden nice güçlü kalemler çıkacaktır” diye konuştu.

“Kelimelerimizi attıkça fakirleştik”

Türkçenin kelime zenginliğinin giderek azaldığına dikkat çeken Kahraman, dilde yaşanan fakirleşmenin edebiyatı doğrudan etkilediğini söyledi. “Kelimelerimizi attıkça fakirleştik. Gelişmiş ülkelerde yüz binlerce kelime kullanılırken biz çok daha dar bir alana sıkıştık. Şiirde vezin, kafiye, uyum geri plana itildi. Bunlar iyi gelişmeler değil” diyen Kahraman, şiir ve edebiyatta daha fazla gayret gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Pozitivist eğitim anlayışının maneviyatı geri plana ittiğini dile getiren Kahraman, son yıllarda bu alanda yeniden bir toparlanma sürecine girildiğini belirterek, “Bugün 209 üniversitemiz, milyonlarca öğrencimiz var. Büyük bir gelişme söz konusu ve daha iyiye doğru gidiyoruz.” dedi.

“Cumhurbaşkanımız bu yılı ‘Aile Yılı’ ilan etti”

TBMM Eski Başkanı İsmail Kahraman, konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen “Aile Yılı”na da değinerek, ailenin korunmasının toplumsal bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Kahraman, “Cumhurbaşkanımız bu yılı ‘Aile Yılı’ ilan etti. Bu sürecin on yıl boyunca devam etmesi planlanıyor. Çünkü ailede ciddi sıkıntılarımız var” dedi.

Evlilik oranlarındaki düşüşe ve genç nüfustaki gerilemeye dikkat çeken Kahraman, “Nikâhsız çocuk oranı İsviçre’de ve İrlanda’da yüzde 70’lerin üzerinde, Fransa’da yüzde 68. Bizde bu oran yüzde 2,8. Bu tablo, aile yapısını korumanın ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Gayri meşru diyebileceğimiz bir topluma karşı direnmemiz ve yapımızı muhafaza etmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Asım Alkan: “Proje, sadece bugünü değil geleceği de inşa eden bir çalışmadır”

İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Asım Alkan, projenin gençler açısından son derece kıymetli bir kazanım olduğunu vurguladı. Projenin gençleri dijital dünyanın riskli ve üretimsiz alanlarından uzaklaştırdığına dikkat çeken Alkan, “Bu çalışmanın en önemli yönlerinden biri, gençlerimizi dijital dünyanın üretimsiz ve riskli atmosferinden çıkararak onlara bir kitap yazmak gibi aydınlık bir yolda eser üretme imkânı sunmasıdır.” dedi.

Projeyle birlikte gençlerin ulusal ve uluslararası düzeyde edebiyat dünyasına kazandırılma ihtimalinin oluştuğunu dile getiren Alkan, “Bu yönüyle bakıldığında proje, sadece bugünü değil geleceği de inşa eden bir çalışmadır” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Kötü metinler, iyi metinlerin ham maddesidir.”

“Edebiyatımızın Yeni Yüzyılına 100 Yeni Eser” projesinin kapanış programında konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, projenin gençlerin hayatında iz bırakacak nitelikte önemli bir çalışma olduğunu belirterek, “Bugün gençlerimizin ruhuna dokunan, onların hayat yolculuğunda bir kilometre taşı olabilecek çok kıymetli bir projenin kapanışını yapıyoruz.” dedi.

“Yazarlık ilham değil, disiplin işidir”

‘Yazarlık ilham değil, disiplin işidir’ diyerek projede emeği geçen tüm akademisyenlere, mentör öğretmenlere ve paydaşlara teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür projeler gençlerin hayatındaki işaret levhaları gibidir. Yön gösterir, cesaret verir ve iz bırakır” ifadelerini kullandı. Yazma sürecinin hata yapmayı da içerdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Kötü metinler iyi metinlerin ham maddesidir. Hata yapmayan iki tür insan vardır: Doğmamış olanlar ve ölmüş olanlar. Bu nedenle hata yapmaktan korkmamak gerekir.” diye konuştu.

Projeye sağlanan katkılara da değinen Prof. Dr. Tarhan, akademi ile sivil toplum iş birliğinin gençler üzerinde güçlü bir etki oluşturduğunu vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “Burada hem hocalarımız hem gençlerimiz büyük bir heyecan ve gayretle çalıştı. Bu sinerji, projenin başarısının en önemli nedenlerinden biridir.” dedi.

“Yazarlık cesaret ister”

Prof. Dr. Tarhan, yazarlığı “dalgıçlığa” benzeterek, “Yazarlık cesaret ister. Soru sormayı, derine inmeyi, zihinsel itirazı ve zihinsel isyanı gerektirir. Ancak böyle olursa hakikate ulaşılır.” ifadelerini kullandı.

Popüler kültürün etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Popüler kültürün peşinden gitmeyen, kendi duygularını yazabilen ve kendini ifade edebilen gençler bugünün değil, geleceğin liderleridir. Bu liderlerin önünü açmak ise bizim sorumluluğumuzdur.” dedi.

Gençlerin anlam ve değer arayışı içinde olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Hz. Ali’nin “Çocuklarınızı onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin” sözünü hatırlatarak, “Biz de gençlerimizi onların yaşayacağı geleceğe göre hazırlamak zorundayız. İdeali olmayan, yalnızca haz ve çıkar peşinde koşan gençler küresel kültürün tuzaklarına düşer. Ancak hayatında anlam ve amaç olan gençler, yanlışlara karşı ‘hayır’ diyebilir” şeklinde konuştu.

“Okuyun ama taklit etmeyin”

Okuma alışkanlığının önemine de değinen Prof. Dr. Tarhan, gençlere “çok okumaları” çağrısında bulunarak, “Klasikleri okuyun, geçmişi bilin ama sadece bununla yetinmeyin. Çağın modern ve güncel eserlerini de takip edin. Okuyun ama taklit etmeyin” dedi. Projeye katılan gençlerin “geleceğin yazarları” olma yolunda önemli bir adım attığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu salondaki enerjiyi gördüğümde, içlerinden Nobel alan gençlerin çıkacağına yürekten inanıyorum” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Proje Danışmanı İshak Koçoğlu: “Yazmak cesaret ister”

Proje Danışmanı ve İTO Meclis Üyesi İshak Koçoğlu, genç yazarların emeğinin yalnızca bir proje çıktısı değil, geleceğe duyulan güvenin somut bir göstergesi olduğunu söyledi. Koçoğlu, “Bugün burada bulunmak kalemiyle düşünen, sözüyle sorumluluk alan gençlerimizin geleceğe bıraktığı izlere tanıklık etmektir.” dedi.

Gençlerin süreç boyunca yalnızca eser üretmediğini vurgulayan Koçoğlu, “Yazmak cesaret ister; ancak daha büyük cesaret, yazdığını ilan etmek ve paylaşmaktır. Gençlerimiz bu cesareti gösterdi” ifadelerini kullandı. Ailelerin sürece verdiği desteğin altını çizen Koçoğlu, “Bu başarıların arkasında ailelerimizin sessiz ama güçlü desteği var. Evlatlarınıza inandınız ve yanlarında oldunuz” diye konuştu.

Mentör öğretmenler ve danışmanların katkılarına da değinen Koçoğlu, “Hocalarımız gençlerimize sadece edebiyatı değil; düşünmeyi, eleştirmeyi ve sorumluluk almayı öğretti. Bu emekler ülkenin kültür dünyasında uzun yıllar karşılık bulacaktır” dedi.

Koçoğlu konuşmasını, “Edebiyat geçmişle gelecek arasında kurulan en sağlam köprüdür. Bugün bu köprünün yeni taşlarını koyan gençlerimiz var. Yolunuz açık, kaleminiz güçlü olsun” sözleriyle tamamladı.

İlim ve Fazilet Vakfı Başkanı Mahmut Ekşi: “105 eserle büyük bir başarı elde edildi”

Törende konuşan İlim ve Fazilet Vakfı Başkanı Mahmut Ekşi, projenin yalnızca edebi bir çalışma değil, aynı zamanda milli ve manevi değerleri merkeze alan bir nesil inşa etme çabasının ürünü olduğunu vurguladı. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşları rahmetle anan Ekşi, gençlerin tarih bilinci, vatan sevgisi ve sorumluluk duygusuyla yetişmesinin önemine dikkat çekti.

Projenin başlangıcında tereddütler yaşandığını ancak ortaya çıkan 105 eserle büyük bir başarı elde edildiğini belirten Ekşi, özellikle ilkokul düzeyindeki öğrencilerin kitap yazmasının gurur verici olduğunu söyledi.

“Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Okullarımda ilkokul 1. sınıf çocuğu 30 yapraklı kitap yazmış. Hepimiz birer ikişer üniversite okuduk, ‘yazın’ deseler bize yazamayız. Ama o hocalar onları yönlendirdi, bugün 105 tane pırıl pırıl çocuk, 50 yaprak, 100 yaprak yazan var, 70 yaprak yazan var, 80 yaprak yazan var. Bunlardan 10 tanesi ileride yazar olsa az bir şey mi?” diyen Ekşi, bu projeden yetişecek yazarların Türkiye’nin kültürel geleceğine önemli katkılar sunacağına inandığını ifade ederek konuşmasını tamamladı.

Genç yazarlardan teşekkür

“100 Yazar 100 Eser” projesinin kapanış programında, genç yazarları temsilen üç öğrenci sahneye çıkarak duygu ve düşüncelerini paylaştı. Programda konuşan genç yazarlar, projenin kendileri için yalnızca bir yazarlık deneyimi değil; düşünme, sorgulama, özgüven kazanma ve üretme cesareti açısından önemli bir yolculuk olduğunu vurguladı. Genç yazarlar adına ilk konuşmayı yapan Büşra Aksoy, edebiyatın insanın kendini ve toplumu anlama sürecindeki rolüne dikkat çekerek, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında gençlerin dilin zenginliğini koruyarak geleceğe söz söyleme sorumluluğu taşıdığını ifade etti.

Genç yazar Alperen Engin Öztürk ise “100 Yazar 100 Yeni Eser” projesinin kendilerine sorumluluk bilinci ve özgüven kazandırdığını belirterek, bu sürecin genç yazarlar için bir son değil, yazmaya ve üretmeye devam edecekleri yeni bir başlangıç olduğunu dile getirdi.

Ayça Nermin Tarhan: “Bazen umut, bazen adalet, bazen de sadece insan kalabilmek için yazmaya devam edeceğiz…”

Ayça Nermin Tarhan ise, ödül almanın kendileri için yalnızca bir başarı değil, kelimelerle var olabilmenin ve hayallerinden vazgeçmemenin bir karşılığı olduğunu söyledi.

Projenin genç yazarlara, hikâyelerinin değerli ve seslerinin duyulmaya layık olduğu duygusunu kazandırdığını ifade eden Tarhan, “Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü olan dedem Profesör Doktor Nevzat Tarhan’a, anneme ve babama kelimelerime inandıkları ve beni daima yüreklendirdikleri ve önümde durmak yerine önümden yürüdükleri için çok teşekkür ediyorum. Buradaki tüm genç yazarlar adına söylemek isterim ki biz yazmaya devam edeceğiz. Bazen umut için, bazen adalet için, bazen de sadece insan kalabilmek için. Bu anlamlı yolculuğu mümkün kılan tüm kurumlara, kıymetli hocalarımıza ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. İyi ki yazıyoruz, iyi ki kelimelerimiz var.” diye konuştu.

Müjgan Tarhan: “Yazmak, bir çocuğun kendini ifade etme cesaretidir”

Ödül töreninde veli temsilcisi olarak konuşan Müjgan Tarhan da programa bir anne duygusuyla katıldığını belirterek, “Evlatlarımız yazarken onların heyecanlarına tanık olduk ve inandık. Çünkü yazmak, bir çocuğun kendini ifade etme cesaretidir. Bu anlamlı projede emeği olan tüm kurumlara, eğitimcilerimize ve Nevzat hocamıza yürekten teşekkür ediyorum. Ve sevgili gençler; yazmaya devam edin. Çünkü sizin kelimeleriniz yarının dünyasına ışık tutacak. Hepinize bir anne olarak teşekkür ediyorum.” dedi.

Yazmak öğrenciler için cesaret ve iyileşme süreci oldu 

“Edebiyatımızın Yeni Yüzyılına 100 Yeni Eser” projesinin ödül töreninde konuşan mentör ve eğitimci Sevda Gürbüz, projenin yalnızca edebi eserler üretmekle sınırlı kalmadığını, çocukların ve gençlerin iç dünyalarına açılan önemli bir alan oluşturduğunu vurguladı. Projenin, gençlerin duygularını yazı yoluyla ifade etmelerine imkân tanıdığını belirten Gürbüz, yazmanın öğrenciler için kimi zaman bir rahatlama, kimi zaman cesaret ve iyileşme süreci olduğunu ifade etti.

Proje 105 genç yazar ve 105 eserle tamamlandı

Bilgilendirme sunumu yapan Dr. Öğr. Üyesi Nebiye Yaşar, projenin yalnızca bir kültür çalışması değil, gençlerin geleceğe attığı güçlü bir imza olduğunu ve genç yazarların heyecanı ve üretme cesaretiyle şekillenen projenin, 14 aylık yoğun bir emeğin ürünü olduğunu belirtti. Yaşar, “100 Yazar 100 Eser” hedefiyle yola çıkılan çalışmanın 105 genç yazar ve 105 eserle tamamlandığını ifade ederek, her bir eserin arkasında gençlerin inancı, emeği ve hayalleri bulunduğunu söyledi.

Yaşar, 16 mentör öğretmenle birlikte atölye çalışmaları yürütüldüğünü, genç yazarlarla güçlü ve sürdürülebilir bir etkileşim kurulduğunu söyleyerek, proje kapsamında düzenlenen seminerlerle gençlerin dijital haklar konusunda bilinçlenmesinin hedeflendiğini de sözlerine ekledi.

Torunundan dedesine hediye

“100 Yazar 100 Eser” projesi kapsamında düzenlenen programda, Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilen “Aile Yılı”na vurgu yapılarak aile temalı özel bir bölüm gerçekleştirildi. Programda konuşan Dr. Nebiye Yaşar, proje sürecinde aile temalı öykülerin üretildiğini ve projelerin hayata geçirildiğini belirterek, genç yazarlarla birlikte sembolik bir “aile fotoğrafı” çekileceğini ifade etti.

Bu kapsamda Ayça Nermin Tarhan, Almira Kavak, Duru Ekşi, Doruk Ekşi, Mira Ekşi, Azra Arslan ve projenin en küçük yazarı Eylül Kırkıl sahneye davet edildi. Genç yazarlar, aile bireylerini ve danışmanlarını kürsüye davet ederek duygu dolu anlar yaşattı.

Torunu Ayça Nermin Tarhan’ın davetiyle kürsüye çıkan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, gençlerin popülerlik yerine hakikati tercih ederek üretmelerinin Türkiye’nin geleceği adına umut verici olduğunu vurguladı.

Diğer genç yazarların davet ettiği aile bireyleri de kısa teşekkür konuşmaları yaptı. Programda ayrıca genç yazarlar, danışmanlarına hediyelerini takdim etti.

100 genç yazara ödül

Programın ilerleyen bölümünde projeye katılan 100 genç yazara ödülleri, mentör hocalara ise teşekkür belgeleri takdim edildi. Ödüller ve belgeler; TBMM Eski Başkanı İsmail Kahraman, İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Asım Alkan, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan, Üsküdar Kaymakamı Adem Yazıcı, Üsküdar İlçe Milli Eğitim Müdürü Semih Durmuş, İTO Meclis Üyesi İshak Koçoğlu, İlim ve Fazilet Vakfı Başkanı Mahmut Ekşi, Müjgan Tarhan ve TARHAN – İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan tarafından verildi.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör’ün de katıldığı gecede toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.