İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı 25 yaşında!

 

İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı, 25. yılını çalışanların katıldığı bir törenle kutladı. 

 ISG’nin 2001 yılında 47 bin yolcuyla başladığı yolculuk, 2025 yılında 48 milyonu aşkın yolcuyla devam ederken havalimanı çeyrek asırlık başarı hikayesinde toplam 460 milyon misafir ağırladı.

Türkiye’nin yolcu sayısında en büyük 2’nci, Avrupa’nın ise en yoğun 9’uncu havalimanı olan İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı, 25. yaşını terminalde düzenlenen törenle kutladı. Sabiha Gökçen terminal işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato’ Mohd Izani Ghani ile ISG üst yönetimi ve çalışanların katıldığı törende, konuşmaların ardından kutlama pastası kesildi.

8 Ocak 2001 tarihinde hizmete açılan ve o yıl 47 bin yolcuya hizmet veren havalimanı, 2025 yılında 48,4 milyon yolcuya ulaştı. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda geride kalan çeyrek asırda toplam 460 milyon yolcu ağırlandı.

Sabiha Gökçen Havalimanı’nın terminal işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato’ Mohd Izani Ghani, “Sabiha Gökçen Havalimanı’nın gelişim yolculuğuna en başından beri eşlik etmiş bir kurum olarak, sergilenen bu olağanüstü büyümeden, yükselişten büyük bir gurur duyuyoruz. Dünyanın önde gelen havalimanı işletmecilerinden biri olan MAHB için Sabiha Gökçen stratejik bir önem taşımaktadır. ISG; Malezya ve Türkiye arasında karşılıklı güven, ortak hedefler ve uzun vadeli bir büyüme vizyonu üzerine inşa edilen stratejik iş birliğinin en somut yansımasıdır. Türkiye’de bizlere gösterilen güven ve sunulan destek için en derin şükranlarımı sunuyorum. Birlikte, küresel havacılığın son çeyrek asırdaki en dinamik başarı hikayelerinden birini ortaklaşa kaleme alıyoruz; bu yolculuğa emek veren herkesi gönülden tebrik ediyorum.”

Sabiha Gökçen Havalimanı Ticari İşler ve Strateji Genel Müdür Yardımcısı Kerem Maybek ise havalimanının güçlü büyümesini sürdürülebilir büyümeye dönüştürme yolunda önemli mesafeler kaydedildiğini vurguladı. ISG’nin İstanbul’un ve Türkiye’nin en büyük “giriş” ve “bağlantı” noktalarından biri olarak “tamamlayıcı” rolüyle örnek hizmetler verdiğinin altını çizen Kerem Maybek, Sabiha Gökçen, “hızlı, kolay, bütçe dostu ve dijital” bir ikincil havalimanı olarak hem yolculara hem de Türk havacılık sektörüne stratejik değerler sunuyor. Her yıl üzerine yeni bir şeyler ekleyerek gelişiyoruz ve 25 yılda çok önemli bir mesafe kat ettik. Bu süreçte katkısı bulunan, bugün aramızda olmayan çalışma arkadaşlarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz. Bu başarıda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Gelecek 25 yılda da ülkemize en yüksek katkıyı sağlamak ve yolcularımıza en iyi seyahat deneyimini sunmak için paydaşlarımızla uyum içinde çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

İstanbul ve çevresindeki destinasyonlara yakınlığıyla “Şehrin Havalimanı” olarak adlandırılan; kara, deniz ve raylı sistem bağlantılarıyla ideal bir transfer noktası olarak talep gören Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, 54 ülkede 39 iç hat, 115 dış hat olmak üzere toplam 154 destinasyonu İstanbul’a bağlıyor. 

Teknolojide Kadın Derneği’nden Yeni Nesil Yönetişim Adımı: Genç Yönetim Danışma Kurulu Kamuoyuna Tanıtıldı

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), gençleri yalnızca temsil edilen değil, karar süreçlerine doğrudan katkı sunan liderler olarak konumlandıran Genç Yönetim Danışma Kurulu’nu 8 Ocak’ta düzenlediği basın lansmanıyla kamuoyuna tanıttı.

Gençliği Karar Süreçlerinin Merkezine Alan Yeni Bir Yönetişim Yaklaşımı

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), hızla dönüşen teknoloji ve iş dünyasında gençlerin rolünü yeniden tanımlayan önemli bir adım attı. Dernek, Genç Yönetim Danışma Kurulu ile gençliği geleceğin konusu olmaktan çıkararak, bugünün stratejik karar süreçlerinin aktif bir parçası hâline getirmeyi hedefliyor.

Genç Yönetim Danışma Kurulu; dünyanın en iyi üniversitelerinde, yapay zekâ, veri analitiği, mühendislik, tıp, sürdürülebilirlik, ekonomi, iletişim ve iş geliştirme gibi kritik disiplinlerde eğitim alan ve çalışan gençlerden oluşuyor. Kurul üyeleri; küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji, danışmanlık, sanayi ve araştırma ekosistemleriyle temas etmiş, çok uluslu bir deneyime sahip bir kuşağı temsil ediyor.

Türkiye ile Dünya Arasında Stratejik Bir Entelektüel Genç Köprü

Türkiye’den Avrupa’ya, ABD’den İngiltere’ye uzanan bu yapı; yalnızca bir danışma mekanizması değil, Türkiye ile dünya arasında doğal bir entelektüel genç köprü olarak konumlanıyor. Kurul; derneklerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini desteklemekveriye dayalı araştırmalar ve derin içgörüler üretmek ve yeni nesil projelerin tasarımına yön vermek amacıyla çalışıyor.

Gençliğin sesini karar alma süreçlerine taşıyan bu yapı; global trendleri yerel ihtiyaçlarla buluşturarak derneğin projelerini daha çevik, politikalarını daha kapsayıcı, etkisini ise daha ölçülebilir ve sürdürülebilir hâle getirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, dünyada giderek güçlenen bir yönetişim standardının parçası. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yapılarda gençlik danışma kurulları, politika ve strateji süreçlerinde aktif rol üstleniyor. Türkiye açısından bakıldığında ise 15–24 yaş arası yaklaşık 12,7 milyon genç, toplam nüfusun %15’ine yakınını oluşturuyor. FutureBright Kurucu Ortağı Akan Abdula’nın lansmanda sunduğu araştırma raporuna göre, her 10 gençten 6’sı üniversite hayatının beklentilerini karşılamadığını, gençlerin yarısı ise eğitim sürecinde istediği alanda staj ya da iş deneyimi bulamadığını ifade ediyor. Bu tablo; gençlerin potansiyelinin karar alma mekanizmalarına daha erken ve etkin biçimde dâhil edilmesini, inovasyon, girişimcilik ve toplumsal etkiye dönüşmesi açısından stratejik bir gereklilik hâline getiriyor.

Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney şunları ifade etti:

Genç Yönetim Danışma Kurulumuzu, gençleri dinlemenin ötesine geçerek; onlarla birlikte düşünmek, birlikte karar almak ve bu kararları birlikte gerçeğe dönüştürmek amacıyla hayata geçirdik. Bu yapı, dünyanın en iyi üniversitelerinde, en kritik disiplinlerde eğitim almış; küresel kurumlar ve araştırma ekosistemleriyle temas etmiş bir kuşağın bugün karar süreçlerine aktif katkı sunmaya hazır olmasının doğal bir sonucu. Türkiye ile dünya arasında güçlü bir entelektüel köprü kuran bu kurul, derneğimizin stratejik aklının ayrılmaz bir parçası olarak konumlanıyor. Çünkü biz, yetiştirdiğimiz gençlerin kariyer planlamasını yaparken, onların aynı zamanda dijitalin içine doğmuş insanlar olarak arkadan gelecek nesle rol model ve yol açıcı olmasını sağlamak adına, onları gerçek dünyaya, gerçek projelere ve gerçek yönetişime de davet ediyoruz. 360 derece bakış açılarını güçlendirmek, dayanıklıklarını artırmak ve yaratıcı akıl ile duygusal zekâlarını eş zamanlı kullanabilecekleri yetkinlikler kazandırmak istiyoruz.”

Genç Yönetim Danışma Kurulu Başkanı Selin Şengöz şu ifadeleri kullandı:

“Genç Yönetim Danışma Kurulu, gençlerin fikir sunan bir paydaş olmanın ötesinde; sorumluluk alan, veriyle düşünen ve etki üreten aktörler olarak konumlandığı yeni bir yönetişim anlayışını temsil ediyor. Farklı disiplinlerden ve coğrafyalardan gelen Türk gençleri olarak, küresel perspektifimizi yerel ihtiyaçlarla buluşturmayı ve Teknolojide Kadın Derneği’nin geleceğini birlikte şekillendirmeyi amaçlıyoruz.”

Bu yapı; Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney, Esas Holding Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Berrak Kutsoy ve Lenovo Türkiye Genel Müdürü Banu Soyak liderliğinde, gençlerin karar alma süreçlerine doğrudan katılımını esas alan bir yönetişim modeliyle hayata geçirildi.

Genç Yönetim Danışma Kurulu; farklı disiplinlerden gelen, belirli sorumluluk alanlarıyla yapılandırılmış gençlerden oluşuyor. Kurulun başkanlığını Selin Şengöz üstlenirken; Bahar TaşZeynep Hazal Karadeniz ve Yaren Eray başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Yaren Eray aynı zamanda Araştırma ve Ölçümleme Komitesi Başkanlığı’nı yürütüyor. Kurulun mali süreçlerinden Kuzey Özpak sorumlu olurken; Batu Barkın ve Reyhan Öykü Bilgi Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanları olarak görev alıyor. Nilsen Karahan ise Genel Sekreter olarak kurulun koordinasyon ve iç işleyişinden sorumlu bulunuyor. Kurumsal iletişim alanında Buse Suer, iş geliştirme alanında ise Ayşe Nil Güven ve Berra Ülkü Kalcı komite başkanlığı yapıyor. Melek UsluKurum İlişkileri Komitesi Başkanı olarak kurulda yer alırken; Ayşe Deniz KandemirBeliz SoyakCevdet Batuhan IşıkNaz AvşarAzra Zeynep Kahramanerİsmail Efe Telatar ve Beren Ayorak kurulun inovasyon ve yeni fikirler üye kadrosunu oluşturuyor.

Teknolojide Kadın Derneği Hakkında

Teknolojide Kadın Derneği, teknoloji ve inovasyon alanında sayıca az ve motivasyonu düşük kadınların gücünü artırmayı, sürdürülebilir çözümleri desteklemeyi ve toplumsal faydayı ön planda tutmayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek, kadın girişimcileri ve liderleri teşvik eden projeler geliştirerek, teknoloji odaklı bir ekosistemin inşasına katkı sağlamaktadır.

Eğitim, mentorluk, istihdam fırsatları ve sürdürülebilirlik temelli projelerle topluma değer katmayı hedefleyen Teknolojide Kadın Derneği, kadınların teknoloji alanında daha görünür ve etkin olmasını desteklerken, eşitlikçi bir geleceğin inşasında öncü rol üstlenmektedir.

Daha fazla bilgi için www.teknolojidekadin.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Akbank Sanat “Sınır Durumlar” söyleşi serisi başlıyor

Akbank Sanat tarafından düzenlenen “Sınır Durumlar” söyleşi serisi, psikiyatri ve felsefe ekseninde modern insanın temel deneyimlerine odaklanıyor. “Akbank Sanat Her Yerde” çatısı altında “Psikoloji ve Felsefenin Sınırında Sanat” alt başlığıyla gerçekleştirilecek söyleşi serisi, haz, delilik, sanat ve aşk temaları etrafında şekilleniyor.

Akbank Sanat’ın modern çağın kuşatması altında ikiye bölünen insanın hikayesini; psikiyatri ve felsefenin kesişim noktasından çağdaş sanatın görsel hafızasını da yanına alarak yeniden okumaya davet eden söyleşi serisi “Sınır Durumlar”, Ocak – Mayıs döneminde “Psikoloji ve Felsefenin Sınırında Sanat” alt başlığıyla gerçekleştiriliyor. Psikiyatrist Dr. Cengiz Arca ve yazar Ezgi Emel’in hazırlayıp sunduğu söyleşi serisi, ölçülen ve denetlenen beden ile sürekli kaygı üreten zihin arasındaki yarılmayı çağdaş yaşam bağlamında tartışmaya açıyor.

Söyleşilerde modern öznenin arzuları, korkuları ve anlam arayışıyla kurduğu ilişki, farklı temalar etrafında ele alınıyor. Dopaminin yarattığı yapay haz anlayışından deliliğin politik sınırlarına, sinemanın temsil gücünden aşkın özgürlükle kurduğu gerilimli ilişkiye uzanan söyleşilerde, konular Thomas Szasz, Michel Foucault, Gilles Deleuze ve Zygmunt Bauman gibi düşünürlerin yaklaşımıyla tartışılıyor. Soyut kavramlar estetik düzlemde de sorgulanarak ele alınan sınır durumlar, çağdaş sanatın sunduğu çarpıcı örneklerle destekleniyor. Bireysel deneyimlerin toplumsal ve felsefi arka planları ele alındığı söyleşilerde, kırık dökük kalmanın, belirsizliğin ve her şeyi hissetmeyi göze almanın sunduğu varoluş alanları düşünsel bir çerçevede değerlendiriliyor.

Serinin ilk söyleşisi olan “Haz ve Acının Sınırında: Dopamin”, modern yaşamın haz odaklı yapısı ve bunun birey üzerindeki etkilerini ele alıyor. Minoa Pera’da gerçekleştirilecek söyleşide, Anna Lembke’nin Dopamine Nation adlı kitabındaki paradokstan hareketle, anlık tatmin döngülerinin neden sonunda tükenmişliğe dönüştüğü tartışılıyor. Dopaminin haz ve acı ile kurduğu ilişki, Gilles Deleuze’ün düşünsel çerçevesiyle birlikte, beden ve zihin arasındaki bağlam içinde ele alınıyor.

Delilik kavramının biyolojik bir durum mu, yoksa toplumsal bir inşa mı olduğu sorusunun ele alındığı “Normal ve Anormalin Sınırında: Delilik” başlıklı söyleşide, Thomas Szasz’ın “Akıl hastalığı bir metafordur” yaklaşımı ile Michel Foucault’nun iktidar ve kapatılma analizleri üzerinden, modern toplumun normal tanımını nasıl oluşturduğu değerlendiriliyor.

“Temsil ve Belirsizliğin Sınırında: Eleştiri” başlıklı söyleşide sinemanın kendi gerçekliğini kurma biçimlerini, izleyiciyi içine çektiği illüzyonları ve bu illüzyonları sorgulamanın entelektüel hazzını tartışılıyor. Söyleşide, filmlerin sadece hikayeler anlatmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal normlara, psikolojik derinliklere ve varoluşsal sorgulamalara ayna tuttuğu anlar ele alınıyor.

Zihnin sürekli hesap yapan, düzenleyen rasyonelliği ile kaosun yaratıcı gücünü sanat üzerinden tartışmaya açan “Düzen ve Kaosun Sınırında: Sanat” başlıklı söyleşide, psikedelik deneyimlerin bilinci çözüşünden Michael Pollan’ın varoluşsal keşiflerine kadar sanatın ve genişlemiş bilincin “ben” sınırlarını nasıl bulanıklaştırdığını inceleniyor.

Söyleşi serisinin son bölümü olan “Teslimiyet ve Özgürlüğün Sınırında: Aşk”ta ise Zygmunt Bauman’ın Akışkan Aşk kavramı üzerinden modern ilişkilerin kırılganlığını masaya yatırılıyor. Bağlanma, teslimiyet ve özgürlük arasındaki ilişki bağımlılık ve özerklik kavramları çerçevesinde ele alınıyor.

 

Söyleşi Takvimi:

14 Ocak, Çarşamba         18.30 – 20.00

Haz ve Acının Sınırında: Dopamin

 

25 Şubat, Çarşamba        18.30 – 20.00

Normal ve Anormalin Sınırında: Delilik

 

11 Mart, Çarşamba         18.30 – 20.00

Temsil ve Belirsizliğin Sınırında: Eleştiri 

8 Nisan, Çarşamba          18.30 – 20.00

Düzen ve Kaosun Sınırında: Sanat

6 Mayıs, Çarşamba          18.30 – 20.00

Teslimiyet ve Özgürlüğün Sınırında: Aşk

“Yavuz Sezer Anma Konuşmaları” beşinci yılında devam ediyor “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi
(ANAMED), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Yavuz Sezer’in Arkadaşları’nın mimarlık
tarihçisi ve akademisyen Yavuz Sezer anısına düzenlediği konuşma serisinin beşincisinde,
Harvard Üniversitesi’nde Prens Alwaleed Bin Talal İslam Sanatı Tarihi Profesörü olarak
görev yapan David J. Roxburgh ağırlanıyor. Roxburgh’un Amerikalı mimarlık tarihçisi
Myron Bement Smith’in 1933–1937 yılları arasında İran’da yürüttüğü saha çalışmalarına
odaklanacağı “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”
başlıklı konuşması 11 Aralık Perşembe 18.30’da, Pera Müzesi Oditoryumu’nda
gerçekleşecek.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi
(ANAMED), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Yavuz Sezer’in Arkadaşları tarafından 2021’de
hayatını kaybeden tarihçi ve akademisyen Yavuz Sezer’in düşünsel mirasını yaşatmak amacıyla
düzenlenen “Yavuz Sezer Anma Konuşmaları”, beşinci yılında devam ediyor. Her yıl mimarlık tarihi,
şehir tarihi, kültür tarihi, kitap tarihi gibi alanlarda önemli katkılar sağlamış uzmanları ağırlayan
etkinliğin bu yılki konuğu, Harvard Üniversitesi’nde Prens Alwaleed Bin Talal İslam Sanatı Tarihi
Profesörü olan David J. Roxburgh.

11 Aralık Perşembe 18.30’da, Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlikte Roxburgh,
Amerikalı mimarlık tarihçisi Myron Bement Smith’in 1933–1937 yılları arasında İran’da yürüttüğü saha
çalışmalarına odaklanan “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”
başlıklı bir konuşma yapacak.

İran’da mimarlık araştırmaları üzerine yeni bir değerlendirme
Rıza Şah Pehlevi döneminin (1925–1941) modernleşme reformları, sanat, mimari ve arkeolojiyi ulus
inşasının merkezine yerleştirirken İslam mimarisini gayrimüslim araştırmacılara da açtı ve bu alanda
yeni bir rekabet yarattı. Bu erken dönem araştırmalarının önemli fakat unutulmuş ismi Myron Bement
Smith (1897–1970), 1933–1937 arasında American Council of Learned Societies desteğiyle İran’da
kapsamlı saha çalışmaları yürüttü. André Godard ile işbirliği arayışına girdi ve İslami dönem anıtları
üzerine monografiler üretti. 1938’de ABD’ye dönmesinin ardından zor şartlara rağmen akademik
çalışmalarını sürdürdü; İran İslam mimarisinde tonoz üzerine hazırladığı doktora çalışması ise
yayımlanmadı.

Konferans, Smith’in mimarlığı bir araştırma alanı olarak nasıl konumlandırdığını ve bu yaklaşımın
döneminin diğer uzmanlarıyla ilişkisini tartışarak İran İslam mimarlığı tarihi yazımına yeni bir bakış
sunmayı amaçlıyor. Roxburgh, sunumunda Smith’in 1972’de Smithsonian Enstitüsü’ne bağışlanan
arşivinden yararlanarak bu erken araştırma dönemine ve Smith’in mimarlık tarihine yaklaşımına
yeniden bakıyor.

Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlik ücretsizdir ve kayıt gerekmemektedir.
Etkinlik dili İngilizcedir.

“ALDIĞIMIZ NEFES” ANKARA VE KAHİRE’DEN ÖDÜLLERLE DÖNDÜ

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve TRT Sinema desteğiyle çekilen Şeyhmus Altun’un ilk uzun metraj filmi “Aldığımız Nefes”, 36. Ankara Film Festivali’nden ve 46. Kahire Uluslararası Film Festivali’nden ödüllerle ayrıldı.

Şeyhmus Altun’un ilk uzun metraj filmi “Aldığımız Nefes”, festival yolculuğunu güçlü başarılarla sürdürüyor. Dünya prömiyerini 50. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde, Avrupa prömiyerini San Sebastian’ın “New Directors” bölümünde, Türkiye prömiyerini 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştiren film, şimdi de Ankara Film Festivali ve Kahire Uluslararası Film Festivali’nden önemli ödüller kazandı.

Ulusal ve Uluslararası Arenada Güçlü Başarılar

36. Ankara Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda üç ödüle layık görülen film, “En İyi Sanat Yönetmeni”ödülünü Sevi Sevgi ile kazanırken, “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü Hakan Karsak’a verildi. Yarışmanın önemli kategorilerinden “Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film” ödülü ise yönetmen Şeyhmus Altun’un imzasını taşıyan “Aldığımız Nefes”e gitti.

Film, uluslararası başarılarına bir yenisini ekleyerek 46. Kahire Uluslararası Film Festivali’nden de ödülle döndü. Yarışmada dikkat çeken yapımlardan biri olan “Aldığımız Nefes”, jürinin takdirini kazanarak Bronz Piramit – Jüri Özel Ödülüne değer görüldü.

“Aldığımız Nefes”in Güçlü Kadrosu

Başrolünde genç oyuncu Defne Zeynep Enci’nin yer aldığı filmde; Hakan Karsak, Sacide Taşaner, Rüzgâr Usta, Aras Kavak ve Deniz Kavak rol alıyor. Kimya fabrikası patlamasıyla sarsılan küçük bir kasabada hayatı bir anda değişen on yaşındaki Esma’nın hikâyesini anlatan yapım, erken yaşta büyümek zorunda kalan bir çocuğun umuda tutunma çabasını zarif ve güçlü bir dille aktarıyor.

Görüntü yönetmenliğini Cevahir Şahin, kurgusunu Evren Lus, sanat yönetmenliğini ise Sevi Sevgi’nin üstlendiği film, Jurnal Kolektif imzasıyla hayata geçirildi. Türkiye–Danimarka ortak yapımı “Aldığımız Nefes”, aldığı ulusal ve uluslararası ödüllerle festival yolculuğuna güçlü bir şekilde devam ediyor.

KÜNYE

FİLMİN ADI: ALDIĞIMIZ NEFES

İNGİLİZCE ADI: AS WE BREATHE

YÖNETMEN ve SENARYO: ŞEYHMUS ALTUN

YAPIMCI:  FEVZİYE HAZAL YAZAN

ORTAK YAPIMCI: JOHANNA SVEINSDOTTIR

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: CEVAHİR ŞAHİN

KURGU: EVREN LUS

SANAT YÖNETMENİ: SEVİ SEVGİ

UYGULAYICI YAPIMCI: GÖKDENİZ SALKO

KOSTÜM: ÇİĞDEM ULUSU

YARDIMCI YÖNETMEN: DEFNE BAYRAKGİL

YAPIM KOORDİNATÖRÜ: BİLGE NURAY BOZ

PRODÜKSİYON AMİRİ: İBRAHİM DABİL

OYUNCULAR: DEFNE ZEYNEP ENCİ, HAKAN KARSAK, SACİDE TAŞANER, RÜZGAR USTA, ARAS KAVAK, DENİZ KAVAK